30 Nisan 2012 Pazartesi

Dadaizm (oyuncak tahta at)


Dada, Dadaizm veya Dadacılık I. Dünya Savaşı yıllarında başlamış kültürel ve sanatsal bir akımdır. Dada Dünya Savaşının barbarlığına, sanat alanındaki ve gündelik hayattaki entelektüel katılığa ve erotizme bir protesto olmuştur. Mantıksızlık ve varolan sanatsal düzenlerin reddedilmesi Dada'nın ana karakteridir.
Bir grup genç sanatçı ve savaş karşıtı 1916 yılında Zürih’te Hugo Ball’in açtığı kafede toplandı. Dada bildirisi de burada açıklandı.
Dada isminin nereden geldiği konusunda kesin bilgi olmamakla beraber Fransızca ’da oyuncak tahta at anlamına gelen "Dada" bu kişilerin yarattığı edebi akımın ismi olarak seçildiği yönünde bir görüş vardır.
Bu akım, dünyanın, insanların yıkılışından umutsuzluğa düşmüş, hiçbir şeyin sağlam ve sürekli olduğuna inanmayan bir felsefi yapıdan etkilenir. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından gelen boğuntu ve dengesizliğin akımıdır. Dada’cı yazarlar, kamuoyunu şaşkınlığa düşürmek ve sarsmak istiyorlardı. Yapıtlarında alışılmış estetikçiliğe Karşı çıkıyor, burjuva değerlerinin tiksinçliğini,pisliğini,iğrençliğini,berbatlığını,rezaletliğini vurguluyorlardı.
Toplumda yerleşmiş anlam ve düzen kavramlarına karşı çıkarak dil ve biçimde yeni deneylere giriştiler. Çıkardıkları çok sayıda derginin içinde en önemlisi 1919-1924 arasında yayınlanan  Litterature(dö Literatür)'dü. Dadacılık 1922 sonrasında etkinliğini yitirmeye başladı. Dadacılar gerçeküstücülüğe (sürrealizm) yöneldi.

Dada ismi nereden geliyor?  Dadaizm akımının yaratıcıları akımın ismini koymakta sözlükten yararlanmışlardır. Rastgele bir sayfa açan ve fransızca çocuk dilinde tahta at anlamına gelen bu kelimeyle karşılaşan sanatçılar da akıma Dadaizm, Dadacılık adını vermişlerdir. Akımları edebiyatımızla karşılaştırıldığında Cumhuriyet Sonrası Edebiyat Döneminde ortaya çıkan 'Garip' topluluğuyla normları tanımamak, tabuları yıkmak gibi benzerlikler göstermektetir.


 Dada isminin nereden geldiği konusunda kesin olmamakla beraber Fransızca da oyuncak tahta at anlamına gelen ''Dada''  bu kişilerin yarattığı edebi akımın ismi olarak seçildiği yönünde bir görüş vardır.



Synchronism (senkronizm)

Senkronizm Amerikalı sanatçılar Stanton MacDonald-Wright ve Morgan Russell tarafından 1912 yılında kurulan bir sanat hareketidir. Müzik için kıyaslamıştı renk teorisine dayanan soyut "synchromies", Amerikan sanatında ilk soyut resimler arasında yer aldı. Synchromism uluslararası dikkatleri alan ilk Amerikan avant-garde sanat hareketi oldu. Onlar erken 1910'larda Paris'te öğrenim gören ise Synchromism Stanton MacDonald-Wright ve Morgan Russell tarafından geliştirilmiştir. 1911'den 1913 yılına kadar, onlar olan renk teorisi MacDonald-Wright ve Russell üzerine etkili saturation. Ayrıca renk tonu ve yoğunluğu gibi müzik olarak ses niteliklerine renk nitelikleri, bağlı resimleride vardı Kanadalı ressam Percyval-Tudor Hart, altında inceledi yoğun renk vurguladı İzlenimciler, Cézanne ve Matisse. Russell resim ve müzik arasındaki bağlantının iletmek için ekspres bir girişim, 1912 yılında dönem "synchromism" icat.İlk synchromist resim, Green Russell Synchromy, 1913 yılında Paris Salon des Indépendants de sergilendi. Aynı yıl, Macdonald-Wright ve Russell tarafından ilk synchromist sergisi Münih'te gösterildi. Sergiler Ekim 1913 yılında Paris'te izledi ve New York Mart ayında 1914.Macdonald-Wright, 1914 yılında tekrar Amerika'ya taşındı, ama o ve Russell ayrı soyut synchromies.Synchromism devam etti ve 1920'lerin içinde etkisini sürdürdü. Synchromism ile denediği diğer Amerikalı ressam Thomas Hart Benton, Andrew Dasburg, Patrick Henry Bruce, ve Albert Henry Krehbiel dır.

25 Nisan 2012 Çarşamba

Section d'or(altın oran)


  • Section d’Or  ressamlar ve eleştirmenlerden oluşan bir gruptur.
  • Kübizmden türemiş olan Orphism  ile ilişkilendirilmiştir. Orphizm, Kübizm'den doğan 20'nci yüzyıl sanat akımıdır (koyu renkleri ve kontrastları kullanmayı sürdüren, fakat Kübizm'den daha yumuşak bir stilde)
  • 1912’den 1914’e kadar faaliyet göstermişlerdir.
  • 1912’de grup ilk sergilerini Paris’teki Galerie la Boétie’de açtı. Ayrıca Section d’Or adını taşıyan kısa ömürlü bir dergi de yayınladılar. 1914 yılında I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla grup aktivitelerine son Verdi.
  • Grubun adı ressam Jacques Villon tarafından önerilmiştir. Villon’un matematiksel oranların etkisine karşı olan ilgisi bunda etkili olmuştur. Bu oranlardan birisi de Altın Orandır. Grubun adı Kübist artistlerin geometrik formlara duyduğu ilgiyi temsil eder.
  • Ana üyeler Robert Delaunay, Marcel Duchamp, Raymond Duchamp-Villon, Albert Gleizes, Juan Gris, Roger de La Fresnaye, Fernand Léger, André Lhote, Louis Marcoussis, Jean Metzinger, Francis Picabia, ve André Dunoyer de Segonzac’tır.

20 Nisan 2012 Cuma

Der Blaue Reiter (mavi süvari)


Der Blaue Reiter , Vassily Kandinsky ve Franz Marc'ın 1911'de Almanya'nın Münih şehrinde kurduğu ressamlar birliği.Kandinsky ve Marc 1912'de, içinde plastik sanatlara ve müziğe yer verdikleri Der Blaue Reiter adında bir almanak yayınladılar ve iki sergi düzenlediler. Daha sonra Gabrielle Münter, Alexej Jawlensky, Marianne von Werefkin, Alfred Kubin, Paul Klee, Arnold Schönberg'in de katıldığı Mavi Süvari grubunun bildirgesi, dönemin entelektüel ortamında oldukça yankı uyandırdı. Sanatçılar yeni bir tinsel çağı haber verdiler. Bildirgede on dört ana makale vardı. Bu metinlerde Kandinsky ilk kez sanatçının doğayı kavraması ve saf estetik birliğe yönelmesindeki yegane aracı olarak gördüğü "içsel gereklilik"ten bahsetti.
1905'de kurulan Die Brücke  adlı ressamlar birliği gibi, Mavi Süvari stili realizm, naturalizm ve izlenimciliğe karşıydı.
Der Blaue Reiter'in 1912'de Münchner Galeri de yaptıkları sergiden sonra kendilerini uluslararası duyurmayı başardılar. 

Futurism (gelecekçilik)


  • Füturizm temeli İtalya olan 20.yy’ın başlarında ortaya çıkmış bir sanat akımıdır. Genelde güncel, çağdaş konseptleri ele almıştır (hız, teknoloji, gençlik, şiddet, arabalar, uçaklar vb)
  • Sadece İtalya’da değil, İngiltere ve Rusya’da da paralel hareketler ortaya çıkmıştır.
  • Fütürizm hemen hemen sanatın her dalını etkilemiştir (resim, heykel, seramik, grafik tasarımı, endüstriyel dizayn, tiyatro, film, moda, müzik, mimarlık)
  • Bu hareketin öncüleri İtyalyan Filippo Tommaso Marinetti, Umberto Boccioni, Carlo Carrà, Gino Severini, Giacomo Balla, Antonio Sant'Elia, Tullio Crali ve Luigi Russolo ile RusNatalia Goncharova, Velimir Khlebnikov, ve Vladimir Mayakovsky idir.


Cubo- Fütürizm
1913 yılında itibaren Rusyada Kübizm'e etki eden ve gelişteren, Rus Fütürizmi'nin temel okuludur.
Cubo-Fütürizm Kübizm'in formları ve Fütürizm'in dinamikliğini esas almıştır. 
Kazimir Malevich tarzı geliştiren kişidir ve bu tarzı 1912'de imzalanan fakat 1913 yılında yapıldığı bilinen "The Knife Grinder" isimli eserinde görülebilir. Fakat Kazimir Malevich Suprematizm olarak adlandırılan ve objektif olmayan bir tarz benimseyerek bu tarzı reddetmişti

16 Nisan 2012 Pazartesi

Die Brücke (Köprü)



Die Brücke (köprü anlamına gelmektedir) 1905'te kurulan Alman dışavurumcu sanat topluluğu. Kurucu üyeleri; Fritz, Erich, Ernst ve Karl  olan topluluğa sonradan katılanlar ise; Emil, Max  ve Otto 'dur. Bu akım, sanatla yaşam rasında bir yakınlık kurmayı amaçlar. 20. yüzyılda ortaya çıkan modern sanat gelecekteki gelişmelerine temel oluşturan bu akım, dışavurumculuk akımını yaratmıştı.


Die Brücke ve Der Blaue Reiter ressam birlikleri Fransız Fovizm'ini ilham alarak Alman dışavurumculuğu oluşturmuşlardır. Bu konuda bu iki birlik fikir ayrılığına düştü. Die Brücke'nin ressamları dışavurumculukla, 19. yüzyılının güzel ve gerçekçi stiline karşı bir stil oluşturmak istemişlerdi. Amaçları, doğanın güzelliğinin ve çirkinliğinin renklerini ve şekillerini oldukça sert ve köşeli gösterip eski stili eleştirmekti. Der Blaue Reiter 'nın ressamları ise parlak, çok renkli, simetrik kompozisyonla ve dinlendirici renkler ve şekiller ile doğayı göstermek istiyorlardı.

6 Nisan 2012 Cuma

les fauves (vahşi hayvanlar)

Henri Matisse: Harmony in Red   Fauvism is a movement in French painting that revolutionized the concept of color in modern art. Fauves earned their name ("les fauves"-wild beasts) by shocking exhibit visitors on their first public appearance, in 1905.
   At the end of the nineteenth century, neo Impressionist painters were already using pure colors, but they applied those colors to their canvases in small strokes. The fauves rejected the impressionist palette of soft, shimmering tones in favor of radical new style, full of violent color and bold distortions.These painters never formed a movement in the strict sense of the word, but for years they would nurse a shared ambition, before each went his separate and more personal way.

2 Nisan 2012 Pazartesi

expressionism

Expressionism as an art movement took two major forms in Europe, including Fauvism and German Expressionism. Honour and Fleming describe the difference between the Germans and the French in the first decade of the twentieth century:

“Even more subjective than the Fauves, they [the Germans] sought Durchgeistigung or the charging of everything with spiritual significance, with soul, their fervent nationalism and self-consciously anti-French bias…”

The French movement of Expressionism surfaced in Paris with the first “event” of twentieth century art. In 1905, Les Fauves, French for “wild beasts,” exhibited their paintings at the Salon d’Automne. These works are described with wor
ds like distorted, anti-naturalistic, intense, vivid, and emotional. The Fauves were French artists. Some of them, including Matisse, were art students of professor, Gustave Moreau, at the Ecole des Beaux-Artes.

Henri Matisse (1869-1954) painted The Joy of Life and exhibited in 1906 at the Salon d’Automne. Other Fauves included Andre Derain, Louis Valtat, Alfred Maurer, Georges Roualt, and Georges Braque (soon to be linked with Picasso and Cubism). In The Joy of Life, Matisse renders nude figures in various poses in a beautiful, natural setting with bright colors and images. Some figures lie on the grass sunning themselves, and others engage in joyful activities in nature, including playing a musical instrument and dancing with fellow revelers in a circle. In some of Matisse’s other works before and after the 1906 exhibition, observers can see his frequent study of traditional subjects such as still-lifes and portraits.

Just like Surrealism would soon examine the dark side of the human mind, the German Expressionists reflected the influence of psychoanalysis by Sigmund Freud. Art history traces German Expressionism also to 1906 with the Die Brucke (The Bridge) exhibition in Dresden. Ernest Ludwig Kirchner (1880-1938) was the leader of the group and the author of the manifesto. He wrote, “He who renders his inner convictions as he knows he must, and does so with spontaneity and sincerity, is one of us.”

In Berlin Street Scene (1913), Kirchner creates a busy scen

STARRY NIGHT by Vincent Van Goghe with distorted men in black coats and top hats and women in long coats and feather-adorned hats. They walk the streets of an impersonal city. This painting has brilliant colors, dark emotion, and vague human faces.

Expressionist pieces are full of vivid imagery and emotion with a touch of the dark side of human nature. While Matisse described his art as a rejection of Impressionism, the works of the Expressionists, Symbolists, Cubists, and Surrealists of the early twentieth century all show traces of Impressionism and Neo-Impressionism.